INC Group “Türkiye’nin yüzakı oluyor”

Makarna Efsanesi Türkiye’de
Nisan 15, 2017
“Pasta Giulietta’yı tüketiciler çok sevecek”
Ağustos 21, 2017

INC Group “Türkiye’nin yüzakı oluyor”

INC GROUP, TÜRKİYE’DEN DÜNYAYA AÇILIYOR

INC Group, gıda sektöründe Türkiye’nin yüzakı oluyor.

“Özellikle doğru satış alanı tanımını yapmalıyım çünkü bu ürünlerin tüketim alanlarında pazar oluşmuş olmalı ve insanların bu tip ürünleri karşılaştırması mümkün olmalı.”

Ülkemizde 5 yılını kutlayan çok genç bir grubun başarı hikayesinin altında yatan bir olgu İtalian Food Art. Bu tanımlama dünyada son yıllarda son derece hızla gelişen bir moda. Bilindiği gibi İtalyanlar yemekleriyle ünlü ve dünyanın her yerinde bu kültür benimsenmiş durumda. İtalya, ürettikleri peynirler, şaraplar ve çeşit çeşit makarnalar, pizzalar sayesinde neredeyse dünyanın en çok tanınan mutfağı. Türkiye’de genç bir iş adamının 5 yıl önce kurduğu bir firma bugün dünyanın birçok ülkesinde bu algıyı kullanarak büyüyor. Bu konuda fikirlerini almak ve nasıl bir proje yürüttüğünü sormak için INC Group CEO’su Gökhan İnceoglu ile buluştuk. İnceoğlu, bu hikaye ye nasıl başladıklarını ve İtalyanlar ile nasıl bu kadar ortak çalışma içinde bulunduklarını şöyle anlattı: “Aslında bu benim için çok normal bir süreçti. Nerdeyse 20 yıldır tüm ticari hayatımı İtalyan dostlarımla harcadım, aslında dünyayı onlarla öğrendim. İtalyanlar her şeyi sanatçı ruhla yaparlar fakat kendilerini ifade etmekte zorlanırlar. Aslında tam Akdeniz insanı. Hayatlarını güzel ve şık yaşamaktan hoşlanırlar, bunun için dostlarıyla geçirdikleri yemek zamanları çok önemli ve özeldir. Bu sebeple İtalyanlar için yemek sanattır. Biz bu konsepti çok düşündük ve aslında 2 temel sebeple bu konsepti temsil ediyoruz. Birincisi biz İtalya’daki her ürünü ve üreticiyi çok iyi tanıyoruz. Oradaki ekibimizde son derece ciddi kariyer sahibi iki İtalyan arkadaşımız var. Ofisimiz de Parma’da bulunmaktadır. Diğer sebep dünyanın gelişimini dikkatle takip ediyor ve kısa ömürlü değil, son derece uzun ömürlü, tarihi olan ürünlerle çalışma prensibimizin olması. Portföyümüzdeki birçok ürün İtalya’daki know-how ile üretiliyor ve dünyadaki üretimin çok büyük bir kısmını bu ülkede yapıyorlar. Örneğin tiramisu dünyada nerdeyse herkesin tanıdığı bir tatlı ve ana maddesi Saviordı bisküvisi. Bu ürünün dünyada nerdeyse %90’i İtalya’da üretiliyor.” İnceoğlu, portföyde neler olduklarını ve neler ürettiklerini de şöyle dile getirdi:

“Biz konsantre olarak çalışabileceğimiz basit bir portföy oluşturduk. 4 ana grup var. Taze makarnalar, bisküviler, Pasta Malzemesi, Taze sütlü atıştırmalık kekler. Bunların hepsi grubumuzun ya kendi tesislerinde ya da ortak olduğumuz kardeş şirketlerimizin tesislerinde üretiliyor. Şu anda 2’si İtalya’da 1‘i Türkiye’de olmak üzere 3 adet ana üretim yerimiz var.”

Dünyaya nasıl açıldıklarını ve bu operasyonu nasıl MARKALARDA Nyürüttüklerini de vurgulayan İnceoğlu, “İstanbul’da bir ihracat planlama birimimiz mevcut. Biz bu ürünlerin aslında tamamını farklı pazarlara giriş planı yaparak ürettik. Mesela taze sütlü atıştırmalık kek üretiminde Avrupa’nın en önemli perakendecilerine Private Label üretim yapıyoruz. Türkiye’de sadece A101 ile çalışıyoruz ve son derece hızlı büyüyen bir çalışmamız var. Bisküvileri ise daha şimdiden Lübnan, Filistin, İran, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne vermeye başladık. ABD’de ise yeni bir firmamız var ve onun üzerinden Ekimde satışa başlıyoruz. Türkiye aslında planımızda yoktu ama son dönemde eski birkaç dostumuzun ısrarı ve desteği ile perakende de bu ürünü satmayı kabul ettik. Pasta malzemesi olarak getirdiğimiz kedi dili ise Türkiye’de şu anda en çok noktada satılan ürün. Birçok perakende noktasında ürünümüz raflarda. Bizde 2 yeni ürünle bu pazarı büyütmeye karar verdik ve Kakaolu ürün ile organik kedi dilini getirdik.

Taze makarna projemiz ise çok butik. Çünkü konsepti çok özel ve yaygın dağıtımı hiç düşünmüyoruz. Ürünü sattığımız yerlerde algı ürünün ne kadar sağlıklı ve besleyici olduğu şeklinde. Eğer bu algının Türkiye’de oluştuğuna ikna olursak ürünü yaygınlaştıracağız. Ama şu anda ürünün sadece çocuklarının gelişimine önem veren annelerin ve spor yaparken besleyici değerlere dikkat eden bireylerin satın alma yaptığı yerlerde konumlandırıyoruz. Zaman için daha çok tüketiciye taze sebzeli ve taze yumurtalı makarnanın ne kadar besleyici ve dengeli olduğu anlattığımızda ürün çok daha yaygın bir hale gelecektir” dedikten sonra markanın oluşma sürecini şöyle özetledi:

“Aslında bu süreç bitti, artık bir marka var sahada. Genel olarak amacımız Gıulıetta ana markası ile 4 farklı kategoride dünyada bir marka oluşturmak. Elbette genç bir Türk girişimcisi olarak bu yolun uzun olduğunu biliyoruz ama 2 yılda ciddi mesafe kaydettik. Aslında bizi en çok memnun eden konu artık bu bir proje olarak değil bir realite olarak raflarda yer alıyor. Planlama, üretim reçeteleri, izinler, dizayn, baskı ve test aşamalarının hepsi bitti. Tüm ürünler artık raflarda ve ihracat artık fiilen başladı. Bundan sonra sabırla dünyada bu markayı mümkün olduğunca geniş ve doğru satış alanlarına ulaştırmaya çalışacağız. Özellikle doğru satış alanı tanımını yapmalıyım çünkü bu ürünlerin tüketim alanlarında pazar oluşmuş olmalı ve insanların bu tip ürünleri karşılaştırması mümkün olmalı. En basit örnek ülkemizden verilebilir. Biz yıllarca hep aynı bisküvileri, farklı şekil ve paketlerde yedik, ben büyürken gördüğüm bisküvilerin dışında tatlar olacağını hiç düşünmemiştim. Ama dünya gelişiyor, tatlar ve kalite artıyor. Biz hala ‘çok üretelim, çok ucuz olsun’ diye uğraşan, kaliteyi ve modern dünyayı göz ucu ile korkarak takip etmeye çalışan eski bir nesil le mücadele ediyoruz. Ancak sonuçta dünyanın hızına yetişen bir inovasyon ve planlamayla ülkemiz için önemli bir marka yaratmak elbetteki en büyük hedefimiz.” Türkiye’de üretim konusunda da planlarının olduğunu belirten İnceoğlu, “Elbette her şeyi Türkiye’de üretmek isteriz ama buradan satarken bunun altında ciddi bir avantaj sağlamalı bizim için. Türkiye’de üretimin ucuz olduğu fikri var herkes de, evet ucuz. Ama işçilik ucuz sadece diğer her şey için ya kalite ya da süreklilik sorunu yaşanabiliyor. Bu bizim tarzımızda kalite odaklı bir firma için risk. Bunu standart hale getirirsek Türkiye’de üretimi elbette en çok ben istiyorum. Mesela makarnayı burada üretmekten çok memnunum. Teknik ekip iyi olduktan sonra, kullandığınız malzemede taze ve sürekliliği olan ürün olduktan sonra sorun yok. Yıllarca İtalyan’dan İngiltere’ye ve İskoçya’ya sattığımız taze makarnanın maliyetini %30 düşürebildik. Ama yakın zamanda taze sütlü kek ürününün hattının birini Türkiye’ye getirmek üzere projeyi netleştirmiştik ancak malesef bildiğiniz ekonomik dengesizlik ve Türkiye’deki sütün kalitesi sebebiyle vazgeçtik ve bu üretimi İran’a kaydırdık. Tüm GCC bölgesine taze sütlü ve soğuk dolapta muhafaza edilen atıştırmalık ürünleri bir Türk markası ile ulaştıracağız” dedi.

Comments are closed.